1 Ekim 2014 Çarşamba

Bağrı Yanık Dostlara: "Deliduman"

Uzun zamandır bitirdiğim ama üzerine yazmak için yeteri kadar yoğunlaşmadığım hatta salladığım belki de kaçtığım bir kitaptan bahsedeceğim sizlere. Emrah Serbes'in Deliduman'ı.
Deliduman'ı ilk duyduğumda biraz da havalı isminin verdiği coşkuyla, Emrah Serbes yazmışsa okumadan olmaz demiştim. Bu yaz en çok kitap okuyabildiğim anne yazlığında sefa içindeyken aldım "Deliduman"ı elime. Emrah Serbes'i "Erken Kaybedenler" hikaye kitabı ile sevmiş, "Behzat Ç" ile kanka moduna geçirmiş ve beşiktaşlı olması sebebiyle evimizden biri yapmıştım. Kısacası bu yazar ne yazarsa okunur kafasındaydım. "Erken Kaybedenler"in bendeki yeri çok ayrıdır. Başucu kitaplarımdandır diyebilirim. 


Bu sebeple başlarken "Deliduman"a ilişkin hiçbir kitap yorumunu da okumadım. "Deliduman" aslında "Erken Kaybedenler"deki gibi kaybeden ergen Çağlar İyice'nin hikayesi. Çağlar İyice kardeşini deli gibi bir tutkuyla seven tüm hayatını onun mutluluğu üzerine kuran, hatta yaşıtlarına göre kilolu olan kardeşinin kilolarına yok muamelesi yapan, en yakın arkadaşı Mikrop Cengiz ile maceradan maceraya koşan, yaşadığı şehirde dayısı belediye başkanı olan, sakinleştirici ilaçlar kullanan annesi ve babasının ayrı olduğu kelimenin tam anlamıyla "Deliduman" bir genç.

Kız kardeşi tombalak Çiğdem'i (Çağlar İyice kız kardeşine tombalak dendiğini duysa şuan üzerime uçan tekme ile uçardı :) mutlu etmek için malum yetenek yarışmasına katılıyorlar ve olaylar gelişiyor. Anne ve babalarının ayrı olmasından dolayı içlerinde biriktirdikleri tüm acıları, eksikliği, isyanı ve sorunları sanki bu yarışma ile gidereceklermişçesine peşine düşüyorlar. Hele o yetenek yarışmasını izlerken hep düşündüğüm o seçme/eleme kısmındaki insanların özellikle çocukların ruh hali üzerine mükemmel laflar eden  Emrah Serbes'i ayakta alkışlıyorum. Bu süreçte Emrah Serbes'in karşısındakini sıkmayan sürükleyici dili ile, Çağlar İyice'nin yaşadığı şehri tasviri, kurgusu ve o ezilmişliğin hikayesi hiç abartısız arkadaşını dinler gibi sana geçiyor. Gel gelelim hikaye ne zaman Gezi Parkı olayları ile kesişmeye başlıyor işte benim için orada kayış kopuyor. 

Gezi Parkı Türkiye açısından çok özel bir dönemdi ve sonrasında hakkında yazılıp çizilen birçok şey olayın ihtişamı ve büyüklüğü karşısında yavan kalıyordu. Gezi Parkına ilişkin bir kitap, bir hikaye, bir deneme yazmak henüz fiziksel olarak sindirilememiş, ateşi sönmemiş kor olmamış bir mevzu üzerine yazılı ders kitabı çıkarmak gibi bir şeydi benim açımdan. Gezi üzerine yazmak kolay değildi, olmamalıydı da zaten. Gezi'ye ilişkin yazan, çizen, basan tayfadan birçoğunun da bu konudan kısa yoldan nasiplenme emelleri olduğunu ne yazık ki ortaya çıkan ürünlerden görüyorduk. Emrah Serbes'i bu tayfaya dahil etmediğimi belirtmek isterim. Sanki Gezi yazıya dökülecekse iyiler daha sonradan gelecekti gibi. Gezi konusunda yazılıp çizilene karşı böyle bir hassasiyetim var iken geldi bu kirap karşıma işte. Üstüne üstlük çok güzel başlayan bir romanın son kısmının Gezi'yi es geçmeden bağlanmaya çalışılması beni hayal kırıklığına uğrattı, çok itici geldi. Sanki tüm romana sonradan monte edilmiş bir parça gibi. Bence kitap sadece Çağlar İyice, kız kardeşi Çiğdem, Mikrop Cengiz ve şehir ahalisinin müdahil olduğu bir roman olarak kalmalıydı. Çünkü bu kısımlar gerçekten harikaydı ve bitiş kurgusu ile harika bir romana yazık edilmişti. 

Deliduman benim gözümde ergenlik döneminde dünyanın yükü altında ezilen, kardeşinin mutluluğundan başka bir şey düşünmeyen Çağlar İyice'nin romanı. Çağlar İyice de "Erken Kaybedenler"den sadece biri. Kitabı okurken ve şimdi yazıyı yazarken içimden de bu şarkıyı mırıldandım durdum. Eğer bir kitabın şarkısı olacaksa "Deliduman"ın şarkısı da bu dedim. Neticede Erken Kaybedenler'de Kaybedenler Klubü üyesi değil miydi?



Bu yazıyı yazmak için kullandığım zaman (yoğunlaşma, sallama ve kaçma evrelerim) belkide doğru kelimelerin yerlerini bulması içinmiş... Sevgili bağrı yanık dostlar, boyun bükük eşler; "Deliduman" kötü bir romandı diyemem, okunmaya değer fakat çok fazla beklenti içine girmeden.

2 yorum:

yeliz dedi ki...

Ben belki de ilk emrah serbes romanım olduğu için çok sevmiştim bayılmıştım:) bence geziye iyi bağladı yav.

fatoş bentli dedi ki...

:)) kitabı bitirdikten sonra yorumları okudum genelde çok sevilmiş. Ben biraz fazla beklenti içine girmiş olabilirim, sonuçta bir hayal kırıklığı oldu. Birde gezi konusundan böyle bir roman yazılması için henüz erken benim nazarımda...

 

TRİŞKADAN NAĞMELER Copyright © 2012 Design by Ipietoon Blogger Template